
Son dönemde gerek ekonomi çevrelerinde gerekse sosyolojik analizlerde en çok tartışılan kavramların başında "ev gençleri" geliyor. Türkiye’de milyonlarca genç ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. Ancak bu tabloyu sadece istatistiklerle veya geleneksel bir yaklaşımla "Şimdiki gençler iş beğenmiyor" sığlığıyla açıklamak, günümüz dünyasının dinamiklerini tamamen ıskalamaktır.
Ortadaki mevcut durum bir tembellik hikayesi değil; gençlerin mevcut ekonomik sisteme, iş gücü piyasasının yapısına ve kendilerine sunulan geleceğe verdikleri rasyonel bir tepkidir.
Hadi gerçekçi olalım: Üniversite mezun sayısının hızla arttığı, diplomanın değerinin düştüğü bir dönemden geçiyoruz.
Gençler yıllarca emek verip mezun olduktan sonra, iş gücü piyasasında kendilerine sunulan standart tekliflerle karşılaşıyorlar: Yüksek çalışma saatleri, asgari ücret bandında hak edişler ve liyakatten uzak terfi süreçleri. Eğitimli bir gencin, katma değer üretemeyen ve emeğin karşılığını vermeyen bu statükoya mesafeli durması "iş beğenmemek" değil, kendi yetkinliğinin ve zamanının değerini koruma çabasıdır.
Peki, evinde vakit geçirdiği düşünülen bu gençler gerçekten sadece oturuyor mu?
Madalyonun diğer yüzünde, büyük bir dijital dönüşüm ve kendi imkanlarıyla hayatta kalma mücadelesi var. Bugün toplumun "ev genci" diyerek tek tipleştirdiği o kitlenin önemli bir kısmı, dört duvar arasındaki odalarını birer mikro ofise dönüştürmüş durumda. Geleneksel iş ilanlarından umudunu kesen binlerce genç; bilgisayar başında yazılım geliştiriyor, küresel platformlarda e-ticaret modelleri deniyor, dijital içerik üretiyor ya da mobil uygulama yazarak dünyaya açılmanın yollarını arıyor.
Gençler, geleneksel şirketlerin hiyerarşik yapılarına veya liyakatsiz çalışma ortamlarına girmek yerine; risk alarak kendi odalarında bağımsız birer girişimci gibi hareket etmeyi seçiyorlar. Ellerindeki akıllı telefonlar ve bilgisayarlar, onlar için birer eğlence aracı değil; küresel ekonomiye entegre olmalarını sağlayan en büyük üretim araçlarıdır.
Sonuç olarak; suçlamayı gençliğe yöneltip sorumluluktan kaçmak, karar vericilerin ve iş dünyasının yapacağı en büyük hata olur. Bugün karşımızda iş beğenmeyen bir nesil yok; aksine, kendilerine sunulan vizyonsuz çalışma şartlarını kabul etmeyen, dijital dünyanın gücünü arkasına alarak kendi yolunu çizmeye çalışan kararlı bir kitle var.
Eğer bu potansiyeli ekonomiye kazandırmak istiyorsak, gençlerin odalarına sıkışarak kurmaya çalıştıkları o dijital ve bağımsız dünyayı anlamak, iş gücü piyasasını onların vizyonuna uygun şekilde modernleştirmek zorundayız. Çünkü gelecek, eski nesil plazalarda değil, o odalarda üretilen projelerde şekilleniyor.
Ahmet Melih Eldeş