

insanın ruhunu dünyaya üfleme biçimidir. Bu yüzden sanat aşkı, sıradan bir beğeninin çok ötesinde, hayatı tüm renkleri, sesleri ve dokularıyla hissetme arzusudur. İnsanın içindeki o dindirilemez yaratma ve anlama dürtüsüdür.
Ruhun Sonsuz ArayışıSanat aşkı, kelimelerin bittiği yerde başlar. Bir ressamın tuvale vurduğu ilk fırça darbesinde, bir müzisyenin tellerden çıkardığı o ilk notada ya da bir yazarın beyaz kâğıda düşürdüğü ilk cümlede bu aşkın izleri vardır
Evrensel bir bağdır: Zamanı ve mekânı aşarak yüzyıllar önce yaşamış bir sanatçının acısını veya neşesini bugün kalbimizde hissetmemizi sağlar.Bir sığınaktır: Dünyanın karmaşasından, monotonluğundan ve hızından kaçıp ruhumuzu dinlendirdiğimiz güvenli bir limandır.
Gerçek bir sanatsever ya da sanatçı için bu tutku bir lüks değil, oksijen gibi bir ihtiyaçtır. Sanat aşkı taşımak, dünyaya sadece bakmakla yetinmeyip onu gerçekten görmek demektir.
İnsanlığın bıraktığı en kalıcı izler, her zaman bu büyük aşkın ve tutkunun ürünleri olmuştur. Çünkü her sanat eseri, insanın ölümsüzlük arayışının ve dünyaya bıraktığı o eşsiz imzanın bir kanıtıdır.
dünyayı sadece gözlerle değil, ruhun en derin katmanlarıyla görme, hissetme ve anlamlandırma biçimidir. Tıpkı bir insana duyulan aşk gibi, sanat tutkusu da mantığın ötesine geçer; insanı bilinmez bir çekimle kendine bağlar, dönüştürür ve iyileştirir.
ALİ NAYER
