Sun Chemicals Services Turkey Ticari Müdürü Seyfullah Sarı’nın değerlendirmesine göre, artan mazot, elektrik, gübre ve işçilik maliyetleri Türkiye’de tarımsal üreticinin kârlılığını baskılıyor. Ege’de üzüm ve zeytinden Akdeniz’de narenciye üretimine, İç Anadolu’da tahıl ve endüstri bitkilerine kadar uzanan maliyet krizi, küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinin geleceğini tehdit ediyor. Sarı, üretimin sürdürülebilirliği için temel girdilerde doğrudan destek, su tasarrufu ve maliyet odaklı alım politikaları öneriyor.
Türkiye tarımında üretim maliyetleri ile ürün satış fiyatları arasındaki makas giderek açılıyor. Artan enerji, akaryakıt, gübre, sulama ve işçilik giderleri, çiftçinin üretimden elde ettiği geliri aşındırırken, birçok üründe üreticinin maliyetlerini karşılamakta zorlandığı bir tablo ortaya çıkıyor.
Sun Chemicals Services Turkey Ticari Müdürü Seyfullah Sarı’nın “Maliyet Sıkışması ve Tarımda Derin Kriz” başlıklı değerlendirmesinde, Türkiye tarımının farklı bölgelerinde yaşanan ekonomik baskılar ele alınıyor. Tarımsal girdi maliyetlerindeki yükseliş, ürünlerin tarladan çıkış fiyatları ve uluslararası piyasalardaki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, üreticinin karşı karşıya olduğu temel sorunun yalnızca verim değil, üretimin ekonomik olarak sürdürülebilirliği olduğu vurgulanıyor.
Sarı’nın değerlendirmesinde, çiftçinin artan maliyetlere rağmen ürününü aynı oranda yüksek fiyatla satamamasının sermaye kaybına yol açtığına dikkat çekiliyor. Bu durumun uzun vadede üretim kapasitesini, kırsal ekonomiyi ve Türkiye’nin gıda arz güvenliğini etkileyebilecek yapısal bir riske dönüşebileceği belirtiliyor.
Tarımsal girdi maliyetleri üreticinin kârlılığını baskılıyor
Tarımsal üretimde mazot, elektrik, gübre, bitki koruma ürünleri ve işçilik, toplam maliyetin en önemli kalemleri arasında yer alıyor. Özellikle enerji ve akaryakıt giderlerindeki artış, hem tarladaki üretim faaliyetlerini hem de ürünlerin hasat, depolama ve nakliye süreçlerini doğrudan etkiliyor.
Sarı’nın aktardığı değerlendirmede, TÜİK’in Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi verilerine atıfla, girdi maliyetlerinin yıllık bazda yüzde 30’un üzerinde arttığı, enerji ve akaryakıt giderlerindeki artışın ise yüzde 43’ü aştığı ifade ediliyor.
Buna karşılık tarımsal ürünlerin satış fiyatlarındaki artışın ortalama yüzde 20 seviyesinde kalması, üreticinin gelir ve gider dengesi üzerinde baskı oluşturuyor. Üretici, bir sonraki ekim döneminin finansmanını sağlamak için gerekli sermayeyi korumakta zorlanırken, üst üste yaşanan zararlar işletmelerin borç yükünü artırabiliyor.
Tarımda maliyet sorunu yalnızca bir sezonun kazancını değil, gelecek sezonun üretim kararlarını da etkiliyor. Girdi maliyetlerini karşılayamayan üreticinin gübre kullanımını azaltması, bakım faaliyetlerini ertelemesi veya üretim alanını daraltması, ilerleyen dönemlerde verim ve kalite kaybı riskini beraberinde getiriyor.
Ege’de üzüm üreticisi maliyet ve satış fiyatı arasında sıkıştı
Ege Bölgesi’nde, özellikle Manisa, Alaşehir ve Salihli hattında yaş üzüm üretiminde maliyet baskısının belirginleştiği aktarılıyor.
Sarı’nın değerlendirmesine göre, sofralık yaş üzümün kilogram başına üretim maliyeti 25 ila 28 lira seviyesine yükselirken, bağda tüccar tarafından yapılan alımların 11 ila 18 lira aralığında kalması üreticinin gelirini baskılıyor.
Geçen sezon 16-18 lira bandında alıcı bulan şıralık ve çıkma üzümün fiyatının 7-8 liraya kadar gerilemesi de krizin boyutunu ortaya koyan örnekler arasında gösteriliyor. Bu fiyatlarla satış yapan üreticinin, ürün türüne ve gerçekleşen maliyetine bağlı olarak kilogram başına 10 ila 14 lira arasında zarar edebildiği belirtiliyor.
İşçilik yevmiyeleri ve mantari hastalıklarla mücadelede kullanılan bitki koruma ürünlerinin maliyetlerindeki artış, üzüm üreticisinin giderlerini daha da yükseltiyor. Alıcı kurumların ve tüccarların finansman imkânlarının daralması da ürün alım fiyatları üzerinde baskı oluşturan unsurlar arasında değerlendiriliyor.
Üretici açısından ortaya çıkan tablo, yalnızca hasat döneminde elde edilen gelirle sınırlı değil. Bağların yıl boyunca bakımının yapılması, hastalıklarla mücadele edilmesi ve işçilik giderlerinin karşılanması gerekiyor. Satış fiyatının bu maliyetleri karşılamadığı koşullarda, üreticinin bir sonraki sezon için gerekli yatırımları yapması da güçleşiyor.
Zeytin ve zeytinyağında küresel fiyatlar yerel piyasayı etkiliyor
Zeytin ve zeytinyağı sektöründe ise uluslararası piyasalardaki arz ve fiyat hareketlerinin Türkiye’deki üretici fiyatlarına yansıdığı ifade ediliyor.
Sarı’nın değerlendirmesinde, İspanya’da zeytinyağı üretiminin önceki sezona göre yüzde 23 artarak 1,60 milyon tona ulaştığı belirtiliyor. Uluslararası dökme zeytinyağı fiyatlarının kilogram başına 8-9 avro seviyelerinden 3,3 avro düzeyine gerilemesinin de yerel piyasa üzerinde etkili olduğu aktarılıyor.
Marmara ve Ege bölgelerinde geçen sezon kilogramı 70 ila 80 liradan alıcı bulan tane zeytinin fiyatının bu sezon 20 ila 25 lira seviyesine gerilediği ifade ediliyor. Bu durum, üreticinin satış gelirinde ciddi bir düşüş anlamına geliyor.
Öte yandan hasat ve toplama işçiliğinin kilogram başına 15 ila 18 liraya ulaşması, üreticinin elinde kalan geliri daha da azaltıyor. Gübreleme, sulama ve yıl boyunca yapılan bakım harcamaları da dikkate alındığında, zeytin üreticisinin maliyetlerini karşılamakta zorlanabildiği belirtiliyor.
Zeytin ve zeytinyağı piyasasındaki bu gelişmeler, tarımsal üreticinin yalnızca yerel maliyetlerden değil, küresel arz ve fiyat hareketlerinden de etkilendiğini gösteriyor. Uluslararası piyasalarda oluşan fiyatların iç piyasaya yansıması, üreticinin kârlılığını doğrudan etkileyebiliyor.
Çukurova ve Batı Akdeniz’de narenciye dalında kalıyor
Narenciye üretiminde de artan maliyetler ile düşük alım fiyatları arasındaki dengesizlik öne çıkıyor.
Sarı’nın değerlendirmesine göre, Çukurova ve Batı Akdeniz’de sulama elektriği ve Akdeniz Meyve Sineği ile mücadelede kullanılan ilaçların maliyetleri yükselirken, dalda narenciye alım fiyatları kilogram başına 3 ila 5 lira seviyesine kadar geriliyor.
Hasat işçiliği ve nakliye giderlerinin satış fiyatını aşabildiği koşullarda üretici, ürününü toplamanın ekonomik açıdan anlamlı olmadığını değerlendirebiliyor. Bu nedenle bazı bahçelerde ürünün dalında bırakılması riski ortaya çıkıyor.
Ürünün hasat edilmeden bahçede kalması, yalnızca üreticinin o sezonki gelirini kaybetmesi anlamına gelmiyor. Gübreleme, sulama, ilaçlama ve bakım için daha önce yapılan harcamalar da karşılıksız kalabiliyor.
Narenciye örneği, tarımsal üretimde yüksek verimin tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Üretimin sürdürülebilmesi için hasat ve nakliye dâhil tüm giderlerin karşılanabileceği bir fiyat oluşması gerekiyor.
İç Anadolu’da sulama elektriği ve finansman yükü büyüyor
Türkiye’nin tahıl ve endüstri bitkileri üretiminde önemli bir yere sahip olan İç Anadolu Bölgesi’nde maliyet krizinin merkezinde yeraltı su kaynakları, sulama elektriği, gübre ve finansmana erişim bulunuyor.
Konya Kapalı Havzası’nda yeraltı su seviyelerinin her yıl ortalama 1,5 ila 3 metre gerilemesi, tarımsal sulamada kullanılan kuyulardan daha derin seviyelerden su çekilmesini gerektiriyor. Sarı’nın değerlendirmesinde, su çekim derinliklerinin 150-250 metre bandına ulaşabildiği ve bu durumun pompalama maliyetlerini artırdığı belirtiliyor.
Derin kuyulardan su çıkarılması için kullanılan elektrik, sulu tarım yapan üreticinin önemli gider kalemlerinden biri hâline geliyor. Aktarılan değerlendirmeye göre, derin kuyu pompalarının elektrik giderlerinin toplam üretim maliyeti içindeki payı yüzde 15’ten yüzde 35 seviyesine kadar yükselmiş durumda.
Bu tablo, İç Anadolu’daki üreticinin aynı miktarda ürün elde edebilmek için daha yüksek maliyet üstlenmesi anlamına geliyor. Su kaynaklarının azalması, yalnızca çevresel bir sorun değil; doğrudan tarımsal üretimin ekonomik sürdürülebilirliğiyle bağlantılı bir mesele olarak öne çıkıyor.
Konya Ovası’nda su tüketimi yüksek ürünlerin üretiminde maliyetlerin artması, uzun vadede ürün deseninin yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını da beraberinde getiriyor.
Patates üretimi bölgedeki görece kârlı alanlardan biri
Niğde, Nevşehir ve Aksaray hattında patates üretimi, diğer bazı tarımsal ürünlere kıyasla üretici açısından daha olumlu bir fiyat-maliyet dengesi sunuyor.
Sarı’nın paylaştığı değerlendirmede, geçen sezon kilogram başına 12 ila 14 lira seviyesinde bulunan tarladan çıkış fiyatlarının bu sezon 14-15 lira bandında seyrettiği belirtiliyor.
Tohum, sulama elektriği, gübre ve söküm işçiliği dâhil bir kilogram patatesin üretim maliyetinin 8,5 ila 9,5 lira seviyesinde olduğu aktarılıyor. Bu rakamlar esas alındığında, 14-15 liralık satış fiyatı üreticiye kilogram başına yaklaşık 4,5 ila 6,5 lira brüt fark bırakıyor.
Bu görünüm, patates üretimini bölgedeki diğer bazı ürünlere göre daha avantajlı bir konuma taşıyor. Üretici, mevcut fiyat ve maliyet koşulları sürdüğü takdirde üretim için kullandığı sermayeyi koruma ve yeni sezona hazırlanma açısından daha elverişli bir tabloyla karşılaşabiliyor.
Ancak bu avantajın kalıcı olması garanti değil. Depolama elektriği, finansman giderleri ve ürünün pazara ulaştırılması sırasında ortaya çıkan maliyetler, üreticinin elinde kalan net kazancı değiştirebiliyor. Üretici ile depocu arasındaki fiyat ve kazanç paylaşımı da sektörün geleceği açısından önem taşıyor.
Mısır, şeker pancarı, buğday ve arpada maliyet baskısı
İç Anadolu’da mısır ve şeker pancarı üretiminde de maliyetlerin yükseldiği belirtiliyor. Sarı’nın değerlendirmesine göre, bu ürünlerde dekar başına üretim maliyetleri son iki yılda yüzde 40 artarken, piyasadaki nakit sıkışıklığı serbest piyasa alım fiyatlarını maliyet sınırına yaklaştırıyor.
Buğday ve arpa üretiminde ise sertifikalı tohum ve taban gübresi maliyetlerinin iki yılda yüzde 50’den fazla yükselmesi, üreticinin girdi kullanım kararlarını etkiliyor.
Maliyet baskısı altında kalan bazı üreticilerin gübre kullanımını azaltmak zorunda kalması, ürün verimi ve kalite açısından risk oluşturuyor. Verim ve kalite kayıpları, üreticinin gelirini azaltabildiği gibi alıcıların kalite gerekçesiyle daha düşük fiyat teklif etmesine de zemin hazırlayabiliyor.
Böylece üretici, bir taraftan daha yüksek maliyetle üretim yaparken diğer taraftan ürününü beklediği fiyattan satamama riskiyle karşı karşıya kalıyor. Buğday, arpa, mısır ve şeker pancarı gibi geniş ekim alanlarına sahip ürünlerde yaşanacak ekonomik sorunlar, bölgesel tarım ekonomisinin geneline yayılabilecek sonuçlar doğurabiliyor.
Küçük ve orta ölçekli aile işletmeleri için üretimden çekilme riski
Sarı’nın değerlendirmesinde öne çıkan temel uyarılardan biri, üst üste zararına satış yapan küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinin üretimden çekilme ihtimali.
Tarım işletmeleri yalnızca mevcut sezonun giderlerini karşılamak zorunda değil. Tohum, gübre, sulama, bakım, işçilik ve hasat için yapılan harcamaların yanı sıra gelecek sezonun finansmanını da planlamak durumunda.
Üreticinin satıştan elde ettiği gelir, bu giderleri karşılamadığında işletme sermayesi giderek eriyor. Finansman kaynaklarına erişimin zorlaşması da yeni üretim dönemine hazırlanmayı güçleştiriyor.
Üreticinin toprağını işlemeyi bırakması, kısa vadede üretim miktarını azaltabilecek; uzun vadede ise tarımsal kapasitenin zayıflaması riskini doğurabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Yerli üretimde meydana gelebilecek kalıcı kayıplar, gelecekte gıda arzının karşılanması için ithalat ihtiyacının artmasına yol açabilir. Bu nedenle tarımsal üretimin yalnızca sezonluk fiyatlar üzerinden değil, uzun vadeli arz güvenliği ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da ele alınması gerekiyor.
Tarımda çözüm için girdi destekleri üretim dönemine taşınmalı
Seyfullah Sarı’nın değerlendirmesinde, tarımsal maliyet krizinin aşılması için destekleme politikalarının üreticinin gerçek ihtiyaçlarına göre yeniden ele alınması gerektiği vurgulanıyor.
Sezon sonunda yapılan destek ödemelerinin tek başına yeterli olmayabileceğine dikkat çekilirken, mazot, sulama elektriği ve gübre gibi temel girdilerin ekim döneminde daha erişilebilir hâle getirilmesi öneriliyor.
Bu yaklaşımın temel amacı, çiftçinin üretime başlamadan önce karşılaştığı finansman yükünü azaltmak ve maliyetlerin üretim kararlarını olumsuz etkilemesini önlemek.
Öneriler arasında şu başlıklar öne çıkıyor:
Temel girdilerde doğrudan destek: Mazot, sulama elektriği ve gübre gibi üretimin temel maliyet kalemlerinde indirimli ve vergi yükünü azaltan uygulamaların değerlendirilmesi.
Su tüketimine göre ürün deseni: Özellikle İç Anadolu gibi kuraklık baskısının arttığı bölgelerde, su tüketimi yüksek ürünlerden daha az su isteyen alternatif ürünlere geçişin prim ve gelir güvencesi sağlayan mekanizmalarla teşvik edilmesi.
Maliyet odaklı alım politikaları: Kamusal ve yarı kamusal alım kurumlarının avans fiyatlarını belirlerken üreticinin güncel maliyetlerini dikkate alması ve fiyatların değişen koşullara göre güncellenmesi.
Bu adımların, üreticinin piyasa koşullarındaki dalgalanmalara karşı korunmasına ve tarımsal üretimin devamlılığının sağlanmasına katkıda bulunabileceği değerlendiriliyor.
Su yönetimi ve finansman tarımın geleceğini belirleyecek
Türkiye tarımında yaşanan maliyet baskısı, farklı ürün ve bölgelerde farklı biçimlerde ortaya çıksa da temel sorun ortak bir noktada birleşiyor: Üreticinin üstlendiği maliyet ile elde ettiği gelir arasındaki dengenin bozulması.
Ege’de üzüm ve zeytin, Akdeniz’de narenciye, İç Anadolu’da ise tahıl ve endüstri bitkileri üzerinden ortaya çıkan tablo; enerji, işçilik, gübre, sulama ve finansman giderlerinin tarımsal üretimin geleceğinde belirleyici olduğunu gösteriyor.
Sarı’nın değerlendirmesine göre, üreticinin sermayesini koruyamadığı bir ortamda yalnızca yüksek üretim miktarına odaklanmak yeterli olmayacak. Su kaynaklarının verimli kullanılması, ürün deseninin bölgesel koşullara göre planlanması, temel girdilere erişimin kolaylaştırılması ve alım politikalarının üretim maliyetleriyle uyumlu hâle getirilmesi önem taşıyor.
Türkiye’nin gıda arz güvenliğinin korunması için çiftçinin üretim yapmaya devam edebileceği ekonomik koşulların oluşturulması gerekiyor. Aksi durumda bugün maliyet baskısı nedeniyle yaşanan kayıplar, gelecekte üretim kapasitesinin azalması ve ithalat ihtiyacının artması gibi daha geniş sonuçlar doğurabilir.
Tarımda temel mesele yalnızca ne kadar üretildiği değil; üretimin hangi maliyetle gerçekleştirildiği, çiftçinin emeğinin karşılığını alıp alamadığı ve bu üretimin gelecek yıllarda sürdürülebilir olup olmadığıdır.
Hazırlayan: Seyfullah Sarı
Sun Chemicals Services Turkey