Girişimcilik, yalnızca bir iş fikrine sahip olmak değildir. Bir fikri hayata geçirmek, sermaye bulmak, doğru insanlarla yola çıkmak ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmak ciddi bir hazırlık gerektirir.

Türkiye'de her yıl binlerce yeni şirket kuruluyor. Ancak birçok girişimci şirket kuruluş aşamasında yaptığı bazı hataların sonuçlarıyla, işini büyüttükten veya ortaklarıyla sorun yaşamaya başladıktan sonra karşılaşıyor.

Oysa şirket kuruluşu, yalnızca vergi levhası almak veya bir ticaret sicil kaydı oluşturmak değildir. Şirketin kuruluş aşamasında alınan hukuki ve mali kararlar, yıllar sonra dahi şirketin geleceğini etkileyebilir.

Bu nedenle girişimcinin ilk sorusu “Şirketi nasıl kurarım?” değil, “Şirketimi nasıl doğru kurarım?” olmalıdır.

Şirket türünü sadece mali açıdan değerlendirmek

Girişimcilerin önemli bir bölümü şirket türünü seçerken yalnızca kuruluş maliyetine veya vergisel avantajlara bakıyor.

Oysa şahıs işletmesi, limited şirket ve anonim şirket arasında yalnızca vergi bakımından değil; ortaklık yapısı, sorumluluk, yatırım alma, pay devri, yönetim ve şirketin geleceği bakımından da önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Bugün küçük görünen bir girişimin yarın yatırım alabileceği, yeni ortaklar kabul edebileceği veya kurumsal bir yapıya dönüşebileceği unutulmamalıdır.

Dolayısıyla şirket türü seçilirken yalnızca bugünün değil, yarının da planlanması gerekir.

Ortaklığa güvenip sözleşmeyi ihmal etmek

“Biz çocukluk arkadaşıyız.”

“Aramızda güven sorunu olmaz.”

“Zaten kardeş gibiyiz.”

Ortaklıkların başlangıcında bu cümleleri çok sık duyuyoruz.

Ancak ticari hayatın en önemli gerçeklerinden biri şudur:

İyi ilişkiler, iyi sözleşmelerin alternatifi değildir.

Ortaklar bugün birbirlerine ne kadar güveniyor olursa olsun, şirket büyüdüğünde para, yetki, yönetim ve sorumluluk konuları farklı tartışmalar yaratabilir.

Bu nedenle ortakların şirkete koyacağı sermaye, görev dağılımları, karar alma mekanizması, kâr dağıtımı, pay devri, ortaklıktan ayrılma ve uyuşmazlık halinde uygulanacak yöntemler mümkün olduğunca önceden belirlenmelidir.

Sözleşme, güvensizliğin değil; güveni korumanın aracıdır.

Şirket ile kişisel hayatı birbirine karıştırmak

Girişimci şirketi kurduktan sonra şirket hesabını kişisel hesabı gibi kullanmaya başladığında, hukuki ve mali açıdan önemli riskler ortaya çıkabilir.

Şirketin parası şirketindir.

Ortağın kişisel harcamaları ise kişisel harcamalarıdır.

Bu ayrımın baştan itibaren net şekilde kurulması, hem şirketin mali yapısının sağlıklı takip edilmesi hem de ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından önemlidir.

Kurumsallaşmanın ilk adımlarından biri de şirket ile ortak arasındaki sınırı doğru çizmekten geçer.

Marka ve fikrî mülkiyeti sonradan düşünmek

Bir girişimci aylarca çalışarak bir marka oluşturuyor. Logo hazırlanıyor, internet sitesi kuruluyor, sosyal medya hesapları açılıyor, müşteri kitlesi oluşuyor. Ancak marka hukuken korunmamışsa, bütün bu emeğin ciddi bir risk altında olduğu unutulmamalıdır. Şirketin ticaret unvanının bulunması, kullandığınız markanın otomatik olarak korunduğu anlamına gelmez.

Bu nedenle girişimciler daha yolun başında marka, logo, yazılım, tasarım, alan adı ve diğer fikrî mülkiyet unsurlarının kime ait olduğunu ve nasıl korunacağını değerlendirmelidir.

“Sözleşmeye gerek yok” demek

Ticari hayatta belki de en pahalı cümlelerden biri şudur:“Biz birbirimize güveniyoruz, sözleşmeye gerek yok.”İlk müşteriyle yapılan iş küçük olabilir. İlk hizmetin bedeli düşük olabilir. Ancak ticari ilişkinin gelecekte ne kadar büyüyeceğini kimse bilemez.

Ödeme tarihi, teslim şartları, sorumluluklar, gecikme halinde uygulanacak hükümler, gizlilik, fikrî mülkiyet ve uyuşmazlıkların çözümü gibi konuların önceden belirlenmesi, tarafların haklarını korumak açısından büyük önem taşır.

Sözleşme, sorun çıktığında değil, sorun çıkmadan önce hazırlanmalıdır.

 

Çalışanlarla ve danışmanlarla hukuki zemini oluşturmamak

Bir girişim büyüdükçe çalışan sayısı artar.

Dışarıdan yazılımcılar, danışmanlar, tasarımcılar veya farklı hizmet sağlayıcılarla çalışılmaya başlanır. Tam bu noktada fikrî mülkiyet, gizlilik, kişisel veriler, iş ilişkileri ve ticari sırların korunması gibi konular önem kazanır.Özellikle girişimin temel değerini oluşturan yazılım, tasarım, proje veya ticari bilgi üçüncü kişiler tarafından hazırlanıyorsa, bu çalışmalar üzerindeki hakların kimde olduğu açıkça belirlenmelidir.Aksi halde girişimci, kendi şirketinin geliştirdiği bir ürünün hukuki hakları konusunda dahi sorun yaşayabilir.

Yatırımcıyı yalnızca para getiren kişi olarak görmek

Bir şirket yatırım aldığında yalnızca kasasına para girmez. Şirketin ortaklık yapısı değişebilir. Pay oranları değişebilir. Yönetim ve karar alma mekanizmaları yeniden şekillenebilir. Yatırımcının sahip olacağı haklar şirketin geleceğini doğrudan etkileyebilir.

Bu nedenle yatırım görüşmelerinde yalnızca “Ne kadar para gelecek?” sorusuna değil, “Bu yatırımın karşılığında hangi haklar verilecek?” sorusuna da cevap aranmalıdır.

Yatırım almadan önce şirketin hukuki yapısının incelenmesi, girişimcinin gelecekte karşılaşabileceği birçok sorunun önüne geçebilir.

Hukuku sorun çıktıktan sonra hatırlamak

Oysa hukuk yalnızca ortaya çıkan sorunları çözmek için değil, sorunların ortaya çıkmasını önlemek için de vardır. Girişimcinin hukuki danışmanlığı bir masraf olarak değil, şirketin geleceğine yapılan bir yatırım olarak görmesi gerekir.Çünkü şirket kurmak birkaç işlemle tamamlanabilir.Ancak sağlam bir şirket inşa etmek, doğru kararları daha en başında vermeyi gerektirir.

Bugünün girişimcisi yalnızca “Nasıl büyürüm?” sorusunu değil;

“Nasıl güvenli büyürüm?” sorusunu da sormalıdır.

Çünkü ticari hayatta başarı yalnızca çok kazanmak değildir. Asıl başarı, kazandığınızı ve oluşturduğunuz değeri hukuken koruyabilmektir.

Av. Abdulkadir KÖTÜCE