Hayatta çoğu insan kendi hikâyesinin haklı tarafıdır.

Bir tartışmada herkes kendisini anlatır. Bir alacak meselesinde herkes “Ben haklıyım.” der. Bir boşanma sürecinde tarafların her biri yaşadıklarının kendisini haklı çıkardığını düşünür. Bir ticari uyuşmazlıkta ise iki taraf da karşı tarafın haksız olduğunu savunur.

Peki gerçekten öyle mi?

İşte tam bu noktada hukuk ile kişisel kanaat birbirinden ayrılır.

Çünkü hukuk, yalnızca kimin ne hissettiğine bakmaz.

Hukuk; olaya, belgeye, delile, sözleşmeye, kanuna ve somut şartlara bakar.

Bir kişinin kendisini haklı görmesi elbette önemlidir. Ancak mahkeme açısından asıl soru şudur:

“İddianızı ortaya koyabiliyor musunuz?”

Günlük hayatta sıkça karşılaştığımız en büyük yanılgılardan biri budur.

“Ben ona borç verdim.”

Peki bunu nasıl ispat edeceksiniz?

“Bana söz verdi.”

Peki bu sözün hukuki karşılığı nedir?

“Evi bana satacağını söylemişti.”

Peki ortada geçerli bir sözleşme var mı?

“Ben yıllardır bu iş yerini kullanıyorum.”

Peki kullanımınız size hangi hukuki hakkı sağlıyor?

İşte hukuk, tam da burada devreye girer.

 

 

HUKUK, İNTİKAM ARACI DEĞİLDİR

Bir başka yanlış düşünce ise hukuku karşı tarafa karşı bir güç gösterisi olarak görmektir.

“Onu mahkemeye vereceğim.”

“Sonuna kadar uğraşacağım.”

“Ne olursa olsun kazanacağım.”

Oysa hukuk bir intikam aracı değildir.

Hukukun amacı, taraflardan birinin öfkesini tatmin etmek değil; uyuşmazlığı hukuki kurallar çerçevesinde çözmektir.

Bazen en doğru hukuki karar dava açmamak olabilir.

Bazen bir anlaşma, yıllarca sürecek bir davadan çok daha değerlidir.

Bazen de kişi kendisini tamamen haklı görmesine rağmen hukuki riskleri dikkate alarak uzlaşmayı tercih etmelidir.

Çünkü kazanılan bir davanın bile maliyeti, zamanı ve taraflar üzerinde bıraktığı etkileri olabilir.

“BEN HAKLIYIM” DEMEDEN ÖNCE...

Hukuk, hayatımızın yalnızca mahkeme salonlarında karşılaştığımız bir alanı değildir.

Ev alırken, şirket kurarken, iş sözleşmesi imzalarken, borç verirken, ortak olurken, kefil olurken, sosyal medyada paylaşım yaparken ve hatta günlük yaşamımızdaki birçok ilişkide hukuk bizimle birliktedir.

Bu nedenle kendimize şu soruyu daha sık sormalıyız:

“Ben haklı olduğumu düşünüyorum. Peki bunu hukuk açısından değerlendirdiğimde durum gerçekten aynı mı?”

Bu soru, çoğu zaman bir uyuşmazlığın kaderini değiştirebilir.

Çünkü hukukta önemli olan yalnızca haklı olduğunu düşünmek değil, hakkını doğru şekilde bilmek, korumak ve gerektiğinde ispat edebilmektir.

Ve belki de en önemlisi şudur:Hukuku sorun çıktıktan sonra aramak yerine, sorun çıkmadan önce hayatımıza dahil etmek gerekir.

Çünkü iyi hukuk, yalnızca davayı kazanmayı değil; davanın hiç ortaya çıkmamasını da hedefler.

Av. Abdulkadir Kötüce