Bir zamanlar bayram sabahları takvimden bir gün değil, kalbin içini dolduran bir heyecandı. Gece yatmadan önce bayramlıklarımızı başımızın ucuna koyar, ertesi gün hep birlikte gülüp eğleneceğimiz, şeker toplayıp büyüklerimizin harçlık vereceği düşüncesiyle geceleri uyuyamazdık.
Daha güneş doğmadan uyanır, heyecanlı bir şekilde bayramlıklarımızı giyerdik. Evin içinde tatlı bir telaş ve huzur olurdu. Babamızın camiden gelmesini bekler, gelince de ailenin en büyüğüne kahvaltıya gider, ellerinden öperdik. O zamanlar bayramlar sadece bir gün değil, kalbin içinde büyüyen bir mutluluktu.
Şimdi ise insan bazen kendine soruyor: Bayramlar mı değişti, yoksa o heyecanı büyürken biz mi geride bıraktık?
O eski sıcak bayram havasının, eksik olmayan gülüşlerin ve uzun sohbetlerin yerini artık kısa mesajlar aldı. İnsanlar eskisi gibi birbirlerini ziyaret etmiyor; onun yerine telefonla arayıp hâl hatır soruyor. Uzun uzun edilen sohbetlerin yerini ise birkaç dakikalık konuşmalar alıyor.
Belki zaman değişti, belki hayatın koşturmacası arttı. Hayatın hızına kapılıp çevremizdeki güzellikleri görmeyi unuttuk, belki de. Ama insan yine de o eski bayramların samimiyetini ve içtenliğini özlemeden edemiyor. Çünkü bazı hatıralar vardır; yıllar geçse de kalbin bir köşesinde aynı sıcaklıkla yaşamaya devam eder.
Bayramların gerçek güzelliği sadece yeni kıyafetlerde, şekerlerde ya da tatlılarda değil; insanların birbirine ayırdığı zamanda ve gösterdiği sevgidedir. Belki eski bayramların neşesini geri getirmek mümkün değildir, ama o samimiyeti yeniden yaşatmak bizim elimizdedir. Çünkü bayramları özel yapan şey aslında günün kendisi değil, insanların birbirine verdiği değerdir.
O eski heyecanı yeniden yaşatacak tek şey, kalbimizdeki sevgi ve paylaştığımız mutluluktur. Bu vesileyle herkesin bayramını en içten dileklerimle kutluyor, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüyorum.