Bu yazımızı 15 gün önce yazmıştık, yayını bugüne nasipmiş.
Nedir konu?
15 Temmuz kalkışmasından sonra sürekli gündeme gelen Hasan Sabbah ve Fetö karşılaştırması.
Önceki yazılarımızda malum şahsın ismini yazmayacağıma söz vermiştim ve yazmadım. Bugünkü yazımızdada yazmaya cağız.
Bunun bilinmesini isterim.
Modern Çağın Haşhaşileri de denilen malum şahsa bağlı cemaatın mensupları 17-25 Aralık yargı darbesi girişimi başarısız olduktan sonra Haşhaşilik benzetmesi yaygınlık kazanmıştı.
Hasan Sabbah örgütü ve "malum şahsın örgütü", yapısal organizasyonları, mutlak itaat kültürü ve hedefleri açısından tarihsel olarak birbirine çok benzeyen iki gizli örgütlenmedir.
İki örgütün temel ortak noktaları, dini inançları kullanarak sorgulamayan itaat eden beyni uyuşturulmuş militan kadrolar yetiştirmeleridir.
Her iki örgütte lider, eleştirilemez, lider hatasızdır, lider ne yaparsa doğrudur.
Lider benzetmesi dışında, Modern Çağın Haşhaşileri'nin kurduğu ve yönettiği bu terör örgütü 11. yüzyılda İslam dünyasında terör estirmiş olan Hasan Sabbah’ın kurduğu Haşhaşilik hareketiyle birçok ortak noktası bulunuyor.
Tıpkı Hasan Sabbah’ın yetiştirdiği ve Büyük Selçuklu devletinin içine sızdırdığı fedaileri gibi,malum örgütte uzun yıllar devletin içine sızdırdığı, emirlerine kayıtsız şartsız uyan fedaileri vasıtasıyla kanlı bir darbe girişimine imza attı.
Hasan Sabbah’ın İsmaili-Bâtıni inancındaki "masum imam" öğretisi,
(Masum imam öğretisi, Şii ve Batıni İslam inancında imamların günahlardan, büyük ve küçük hatalardan uzak, ilahi olarak korunduğunu savunan temel bir inanç sistemidir)
Malum örgütün lideride kendini "kainat imamı" Olarak ilan etmişti.
Kainat imamıda "Masum imam gibi günahlardan, büyük ve küçük hatalardan uzak, ilahi olarak korunduğuna inanılır,
temel özellikleri hatasızlık ve Günahsızlık.
Yani imamların peygamberler gibi "masum" Olduklarına (günahsız ve hatasız) inanılır .
O günde bugünde dini metinlerin ve ilahi hakikatlerin doğru anlaşılmasının ancak bu hatasız imamın anlatmasıyla mümkün olduğu kabul edilirdi.
Her iki örgütte de İmamların, Hz. Muhammed'den sonra dini korumakla görevli ve yetkili kılınmış yegane liderler olduğuna inanılır.
İki örgüt deşifre olmamak için tabana yayılırken hücre yapılanmasını kullanmıştır.
Sır saklama (takıyye), örgüt içi iletişimin en temel kuralı olmuştur.
Hasan Sabbah, Alamut Kalesi çevresindeki çocukları ve gençleri özel bir eğitime tabi tutarak fedailere dönüştürmüştür.
Malum örgüt lideride genellikle zeki ve başarılı öğrencileri Işık Evleri ve okullarında eğiterek kurşun asker olarak bürokrasiye yerleştirmiştir.
Stratejik ve Taktiksel Benzerlikler Siyasileşme ve Devlet İçinde Örgütlenmedir.
Her iki örgütte de Temel amaç dini bir cemaat olmanın ötesinde, devletin kılcal damarlarına sızarak siyasi, askeri ve dini otoriteyi ele geçirmek veya yönlendirmektir.
Haşhaşiler, hedeflerini siyasi cinayetler ve suikastlarla etkisiz hale getirmiştir.
Malum örgüt ise emniyet, yargı ve ordu içindeki kadrolarıyla kumpaslar kurmuş, emirlere uymayanları tasfiye etmiş ve nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimi ile silahlı terör eylemine geçmiştir.
Dini Yorum Farklılıkları mutlaka vardır, Hasan Sabbah Şii İslam'ın İsmaililik mezhebinin Bâtıni yorumuna dayanır.
Zahiri (dış) kuralları reddederek ayet ve hadislerin gizli, batıni anlamlarına odaklanır.
Malum örgütün lideride Sünni gelenekten beslendiğini iddia etse de geleneksel İslam çizgisinden sapmış, liderin rüyalarını ve söylemlerini dini referansların ve aklın önüne koyan sentez bir anlayış benimsemiştir.
Hasan Sabbah, Allah'a ancak kendisi üzerinden ulaşılabileceğini iddia ederek takipçilerine ilim öğrenmeyi yasaklamıştı.
Malum örgüt mensuplarının da liderlerinin kitapları dışında herhangi bir dini kaynağı okumalarının liderleri tarafından yasaklandığını biliyoruz.
Böylece malum örgüt üyeleri tıpkı Hasan Sabbah’ın fedaileri gibi sıkı bir “cehalet” eğitiminden geçmektedirler ve mutlak hakikatin kapısı olma iddiasını taşıyan önderlerine mistik bir sadakatle bağlıdırlar.
Malum örgüt lideri de temsilcileri tarafından Hasan Sabbah gibi İslam’ın ve hakikatin tek temsilcisi olarak görülmektedir.
Malum örgüt "cemaat" hareketinin Haşhaşiler ve Şia’dan devraldığı en önemli hususların başında bağlamın gerektirdiği şartlara, zaman ve zemine göre konuşmak, davranışta bulunmak ve gerçek amaçlarını ulvi bir hedefe yöneldik leri için saklamak olarak tanımlayabileceğimiz takiye siyaseti gelmektedir.
Takiye silahını kullanan malum örgüt mensupları çete evlerinde her türlü fikri tartışmadan uzak tek tipçi bir zihniyetle “abiler”in verdiği her emre kayıtsız şartsız itaat eden robotlar yetiştirmelerine rağmen, uluslararası alanda kendilerini demokrasi, liberal değerler ve çoğulculuğun şampiyonu olarak pazarlamaktadırlar.
Dinin bir emri olan sıla-i rahimden grup lehine uzak durulması, akrabalık ilişkilerinin zayıflatılması, grubun bütünlüğü için kendinin ve diğer bireylerin hayatının hiçe sayılması iki cemaat arasındada oldukça yaygındır.
Çarpıcı bir örnek,
Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu olup Mozambik’te matematik öğretmeni olmayı kayıtsız şartsız kabul eden bireyler çıkmaktadır.
Görüldüğü kadarıyla Haşhaşiler ile malum örgütün benzemeyen tek yanı
Hasan Sabbah’ın adamlarında esrarın oynadığı rolün yerini ağlama seanslarının almasıdır.
Buna rağmen devlet içinde bir devlet haline gelmiş olan Paralel Devlet Yapılanması’nın yaklaşık yarım asırdır ilmek ilmek sabırla örülen bir örgütlenmenin ürünü olduğunu hesaba kattığımızda bu durum çok da şaşırtıcı olmamalıdır.
Her iki örgüt için dünya üzerinde yaşayan insanlar guruplara ayrılmıştı.
- Birincisi masum olduğuna iman edilen liderlerine inanan ve kurtulmuş olanlar.
- İkincisi kendi içerisinde “lider”, “üst düzey imamlar”, “orta tabaka yöneticiler” ve “alt tabaka” olarak guruplar olarak karşımızs çıkmaktadır.
Son olarak ise Müslüman olsun veya olmasın hiçbir değeri olmayan, hakkına hukukuna değer verilmeyen, liderleri tarafından “aldanmış ruhlar” olarak tabir edilen insanlar gelmektedir.
Malum cemaat 1970’lerden itibaren bütün dünya üzerindeki sosyal ve dini hareketleri dikkatle izleyen CIA’in radarına takıldı.
2000 yılından itibaren o şahsın CIA ile bağlantılı kişiler aracılığıyla ABD’de ikamet ettirilmesi ve dünya üzerinde başka hiçbir İslami harekete sağlanmayan örgütlenme imkanının cemaat okullarına sağlanması zaman içerisinde örgüt ile CIA arasında doğrudan ve etkili bir işbirliğinin kurulduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Yapılan tahminlere göre bu terör örgütünün yönettiği finansal kaynak küçük bir devletin bütçesine denk gelen 150 milyar dolar gibi korkunç bir rakama ulaştı.
Sonuçta malum örgüt 2013 yılına gelindiğinde kendisini iktidarın ortağı hatta sahibi olarak görmeye başladı.
Meşru iktidarla arasındaki ilk büyük kriz de MİT Müsteşarı’nın atanması sırasında çıktı.
- Bu tarihten sonra MİT’e darbe girişimi,
- Gezi Parkı kalkışması,
- 17-25 - Aralık yargı teşebbüsü - 15 Temmuz darbe kalkışması arka arkaya devreye sokuldu.
Bütün bu resme bakıldığında malum örgütün Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik anayasal düzenine karşı bugüne kadar ortaya çıkmış en büyük tehdit olduğu açıktır.
Kendisine tabi olmayan hiçbir kesime yaşam hakkı tanımayan bu örgütün en kısa sürede bertaraf edilmesi devletimizin ve demokrasimizin geleceği açısından çok önemlidir.
YÜCEL KEMENDİ