Uzun yıllar yazdığım gazetede "Kafeler Cehennemi" başlıklı yazım engellendik ten sonra biraz dinlenmek istedim.
Hem dinlenecektim, hem de yazılarımla tek gözlükle bakan kişileri üzmeyecektim.
Yapamadım.
Gelen ilk teklifi değerlendirdim. Bir başka gazetede yazılarım yayınlanmaya başladı. 
Ancak burada yazdığım "Suya Sabuna Dokunmadan Yazmak" Başlıklı yazım da hiç bir gerekçe gösterilmeden yayınlanmadı.
Demekki suya sabuna dokun muşum. dedim ve köşeme çekildim.
Yorgundum, 
Birazda kırgın. 
Yazmıyordum. Yazmıyacaktım. 
Yurtdışında yaşayan eski öğrencilerim ve ülkemizin değişik illerinden okurlarım, neden yazmadığımı soruyor, "lütfen bizi buralarda öksüz bırakmayın, yazmak, yararlı olmaya çalışmak, sizin için bir görev" diyorlardı.
Bu zaman içinde siz nöbet tutmaz bu görevi yerine getirmezseniz gelecekte nelerin olabileceğini sıralıyorlar farklı örnekler veriyorlardı. 
Sevgili öğrencilerim ve okurlarım doğru söylüyordu, dün birileri, bugün biz, yarın bir başkası, yazarak nöbet tutmaları gerekiyordu.
Kısaca; 
Ümmetin umudu olmak için Nöbet...
Vatan için, namus için,
Nöbet...
Her yerde her alanda, şehir şehir, mahalle mahalle, ev ev tutulacak bir nöbet...
Peki biz, nöbet tutması gerekenler ne yaptık?
Bazılarımız unuttu bu nöbeti, çünkü bize sunulan teklifler daha cazip geldi...
Bu alanda ne başarılı olduk ne de zafere ulaştık, iki cami arasında bocaladık durduk...
Ne vatan için ne kendi ailemiz için ne de gelecek nesiller için, hiçbir şey yapamadık...
Sıkışınca Allah dedik, sıkıntı geçince Allah'ı da unuttuk...
Kimimiz sermayenin girdabına girdi...
Kimimiz makamın ve şehvetin.
Kimse görmeden yapacaktık birçok işi...
Ne helalinden para kazanabildik, 
Ne de makamın şöhretin verdiği gücü ümmet için vatan için harcayabildik...
Her şeyimizi kaybettik…
Kimimiz çağın en büyük hastalığına yakalandı bu yolda… 
Dünya sevgisi ve ölüm korkusu.
Dünyanın imtihan, ölümün düğün olduğunu unuttuk...
Yürürken uyurken ibadet yaparken, mal, makam, şan, şöhret, güç düşündük.
AVM’lerden çıkmadık, lüks otellere gittik İslami diye avunduk...
Ramazan’da fakir fukarayı unuttuk. 
Zenginlere verdiğimiz milyonluk iftar sofralarıyla bir şey yaptığımızı zannettik...
Düşmanlarımız bizden korkmuyor bizden daha ileri dedik. Sebebini araştırmaktan korktuk...
Dünyada şan şöhret para peşinde koşmaktan, kişiliğimizi kaybettik…
Düşmanlarımız karşısında menfaat için konuştuk, hakta adalette dilimiz söylemez oldu...
İzzetimizi, Onurumuzu, İslam kardeşliğimizi kaybettik...
Makamın şöhretin büyüsüyle yoldan çıktık. 
Yaptığımız yanlışları da görmedik. 
Dinimizi, yaşantımıza, kıyafetimize uydurmaya çalıştık...
Tesettür diye ucubeler oluşturduk...
Önce ahlak ve maneviyatı ya slogan olarak kullandık ya da bunu söyleyenlere ve uygulayanlara yeterli desteği vermedik ve alay ettik...
Düşmanlarımıza dost dedik, gerçek dostlarımızı kendimizden uzaklaştırdık...
Ahreti unuttuk, sadece dünyalık yaşamayı, sadece namaz ve orucu Müslümanlık zannettik...
Ümmet için Dava için çıktığımız bu yolda kişiliksizlerin peşine takılıp gittik...
Mal mülk makam mevki doyurmadı gözümüzü…
Tırnaklarımızla şehit kanlarıyla kazandıklarımızı, üç kuruşluk dünya nimeti için sattık...
Biriktirmeyi çok iyi öğrendik ve öğrettik. Dağıtmaya hiç yaklaşmadık...
Şuurumuzu kaybettik, sadece desinler, görsünler, bilsinler, sevsinler, övsünler diye yarıştık...
Haberimiz olmadan İhlâsımızı da kaybettik…
Peşinden gittiklerimizde bizi dışladı onlara da yaranamadık.
Kısaca ne şehit olabildik ne gazi.
Şimdi tekrar soruyorum, Sahiden Biz kimiz bilen var mı?
Batılı, doğulu, Ortadoğulu.
Onun için yazmak ve her alanda olduğu gibi bu alanda da nöbet tutmak. 
Peki nerde? 
Engel olmazsa, şimdilik burda. 
Sağlıklı huzurlu günler dileğiyle....