Aynı Yoldan Geçtik, Peki Aynı Acıyı mı Yaşadık?

İpek Naz SELÇUK

16-08-2026 14:38

“Ben de o yollardan geçtim.”
Ne kadar da tanıdık bir cümle…
Birinin yaşadığı bir şeyi anlatmaya başlamasıyla, daha hikâyesini tamamlamadan gelir bazen bu cümle. Arkasından bir yorum, bir yargı, bir tavsiye…
İnsan, çoğu zaman karşısındakini gerçekten anlamaya çalışmak yerine, onu kendi yaşadıkları üzerinden değerlendirmeye meyillidir.
“Ben de yaşadım.”
“Ben de aynı şeyleri geçirdim.”
“Ben olsam böyle yapmazdım.”
Peki gerçekten aynı mıydı?
Belki aynı yoldan geçtik ama o yolda aynı ayakkabılarla mı yürüdük?
Biri spor ayakkabılarıyla yürüdü, biri terlikle… Biri çıplak ayakla bastı taşlara. Birinin yolu düzdü, diğerinin yolu dikenlerle doluydu. Biri yorulduğunda dinlenebileceği bir gölge buldu. Diğeri yol boyunca hiç durmadan yürümek zorunda kaldı.
Şimdi karşındakine de bakıp,
“Ben de aynı yolu yürüdüm, sen neden bu kadar yoruldun?”
demek ne kadar adil? Hayatın en büyük yanılgılarından biri belki de burada başlıyor. Kendi deneyimlerimizi, başkasının hayatına ölçü olarak koyuyoruz.
Oysa bir insanın yaşadığı olay kadar, o olayı yaşarken sahip olduğu imkânlar, korkular, yalnızlıklar, geçmişi, yaraları ve dayanma gücü de önemlidir.
-Aynı kaybı yaşayan iki insan, aynı acıyı yaşamaz.
-Aynı ayrılığı yaşayan iki insan, aynı boşluğu hissetmez.
-Aynı ihanete uğrayan iki insan, aynı yerinden kırılmaz.
Çünkü insanın geçmişi, bugünkü acısının içine karışır. Bir söz, birine sıradan gelirken diğerinin yıllardır taşıdığı bir yaraya dokunabilir. Bir davranış, birine önemsiz gelirken diğerinin bütün güven duygusunu sarsabilir.
Bu yüzden birinin derdini dinlerken gerçekten kendimizi onun yerine koyabiliyor muyuz? Belki de koyamıyoruz.
Çünkü onun yerine geçemeyiz.
-Onun çocukluğunu yaşayamayız.
-Onun korkularını taşıyamayız.
-Onun geceleri kimseye anlatmadan ağladığı anları bilemeyiz.
-O yolda onun gördüğü taşları, dikenleri, karanlığı göremeyiz.
Empati, “Ben de yaşadım.” demek değildir.
Belki empati,
“Ben senin yaşadığını tam olarak bilemem ama seni anlamaya çalışıyorum.” diyebilmektir.
Bazen insana akıl vermek değil, yanında sessizce oturmak gerekir. Bazen çözüm sunmak değil, sadece dinlemek…
Herkesin yarası kendine özgüdür. Belki de karşımızdaki insanı gerçekten anlamanın ilk şartı, kendi hikâyemizi bir süreliğine susturabilmektir.
“Ben olsam…”
“Ben de yaşadım…”
“Bunda büyütecek ne var?”
demeden önce bir durup düşünmek…
Belki onun ayakkabıları yoktu. Belki o yolu çıplak ayakla yürüdü. Aynı yoldan geçmiş olabiliriz ama herkesin ayağı aynı yerden acımaz.
Bazen bir insanı anlamak, onun yaşadıklarını bilmekten çok, bilmediğimiz şeylerin varlığını kabul etmekle başlar.


İpek Naz SELÇUK

DİĞER YAZILARI Tabiatım Böyle… Öyle mi? 01-01-1970 03:00 Ya Onu Kaybedecektim, Ya Da Kendimi… 01-01-1970 03:00 KİME GÜVENECEĞİZ ? 01-01-1970 03:00 Etiketlerin Ötesinde Bir Duruş 01-01-1970 03:00 Çocukken Kimi İzledik, Bugün Kime Dönüştük? 01-01-1970 03:00 Öğretmen Olmak... Ya da Olamamak 01-01-1970 03:00 Bir Sınavdan Fazlası: LGS ve Çocuklarımızın Omuzlarındaki Yük 01-01-1970 03:00 Geçmişin kadınları Yoruluyordu, Bugünün kadınları Tükeniyor. 01-01-1970 03:00 Tarımın Geleceği Köyde Başlayan Eğitimde Saklı 01-01-1970 03:00 '' Gerçek Annelik Yürek Meselesidir.'' 01-01-1970 03:00 23 Nisan Gösterileri Kısıtlandı: Çocukların Neşesi Yerini Sessizliğe mi Bırakıyor? 01-01-1970 03:00 Eti Senin Kemiği Benim’den, “Çocuğuma Karışma'ya: Nerede Yanlış Yaptık? 01-01-1970 03:00 Tekel Bayilerinde Renk Seçimi Tesadüf mü? Pembe Tabelalar 01-01-1970 03:00 Üreten Şehrin Yeni Sorunu: Konya Sanayisinde Yetişecek Eleman Kalmıyor 01-01-1970 03:00