
Hiç düşündünüz mü?
Çocukken en çok hangi çizgi filmi izlerdiniz? En sevdiğiniz kahraman kimdi? Saatlerce oynamaktan vazgeçemediğiniz oyun neydi?
Belki o günlerde bunlar sadece bir eğlenceydi. Oysa bugün dönüp baktığımızda, o kahramanların cesareti, merhameti, öfkesi, şiddeti, adalet anlayışı ya da azmi; oynadığımız oyunların bize kazandırdığı sabır, hırs, mücadele ve paylaşma duygusu karakterimizin sessizce şekillenmesinde önemli bir rol oynamış olabilir.
Anne babalar çoğu zaman "Çocuğumun en sevdiği çizgi film bu." diyerek geçiyor. Oysa asıl soru şu olmalı: Çocuğum bu çizgi filmden ne öğreniyor? Kahramanını neden seviyor? Onun hangi davranışını örnek alıyor?

Çünkü çocuklar yalnızca izlemiyor; gözlemliyor, özdeşleşiyor ve taklit ediyor. Ekrandaki karakterler, onların dünyasında çoğu zaman gerçek hayattaki bir rol model kadar etkili olabiliyor.
Benim çocukluğumun en sevdiği kahraman ise Dumbo, yani uçan fildi. Herkes ona "Uçamaz." derken, o tam da imkânsız denilen şeyi başardı.
Belki de bu yüzden bugün ben de "olmaz" denilenin peşinden gitmeyi seviyorum. İmkânsız görüneni mümkün kılmanın mücadelesini veriyorum. Çünkü bazen çocukken hayran olduğumuz bir kahraman, yıllar sonra hayata bakışımızın en güçlü pusulasına dönüşüyor.
Bu yüzden çocuklarımıza sadece ne izlediğini değil, neden onu sevdiğini de sormalıyız. Çünkü geleceği şekillendiren bazen büyük olaylar değil, çocukluğun sessizce biriktirdiği küçük hikâyelerdir.
Belki de bugün olduğumuz insanın ilk taslağı, çocukken hayranlıkla izlediğimiz bir kahramanın hikâyesinde saklıydı.
İpek Naz SELÇUK