İnsanlar birbirine önce hangi siyasi kimliği taşıdığını soruyor; hangi değerlere inandığını değil. Oysa bir insanı tanımlayan şey, mensup olduğu etiketlerden çok, taşıdığı sorumluluktur.
Benim için vatan sevgisi hamasetten ibaret değildir. O, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alacak kadar ciddi bir ahlaki yükümlülüktür.
Manevi değerler ise yalnızca bireysel ibadet alanına sıkışmış kavramlar değil; adaletin, merhametin, emanetin ve vicdanın toplumsal hayattaki karşılığıdır.
Bu yüzden milliyetçiliği de maneviyattan, maneviyatı da millet sevgisinden ayrı düşünemiyorum. Çünkü ahlaktan uzak bir milliyetçilik kolayca öfkeye dönüşebilir; milletini dert edinmeyen bir dindarlık ise hayatın gerçeklerinden kopabilir.
Birini diğerine üstün görmek yerine, ikisinin birbirini tamamladığı bir anlayışın daha sağlam bir zemin sunduğuna inanıyorum.
Benim meselem bir siyasi tabelanın altında durmak değil; bu topraklara karşı sorumluluğumu yerine getirebilmektir.
Devleti güçlendiren yalnızca kurumlar değildir; karakter sahibi insanlar da devletin en önemli dayanağıdır. Milleti ayakta tutan yalnızca tarih değildir; o tarihi geleceğe taşıyacak ahlaklı, çalışkan ve fedakâr nesillerdir.
Bu yüzden kendimi bir sloganla değil, bir duruşla ifade etmeyi tercih ediyorum.
İnancı vicdanıyla, vatan sevgisini adaletle, gücü ise sorumlulukla birleştiren bir duruş... Çünkü geride bırakacağımız en büyük miras, söylediğimiz sözlerden çok yaşadığımız ilkeler olacaktır.
İPEK NAZ SELÇUK