Bir zamanlar Köy Enstitüleri bu ülkenin yalnızca eğitim modeli değil, aynı zamanda kalkınma umuduydu. Çocuklar kendi toprağından kopmadan eğitim alıyor, üretmeyi öğreniyor, meslek sahibi oluyor ve yaşadığı yere değer katıyordu.
Günümüzde ise özellikle Konya gibi tarımın kalbi sayılan şehirlerde, tarım ve hayvancılık ne yazık ki gençlerin uzaklaştığı sektörlere dönüşmeye başladı. Çiftçi ve besici ekonomik sorunlardan şikâyet ediyor elbette… Ama, meselenin yalnızca mazot, yem ya da gübre maliyeti olmadığı artık çok açık.
Asıl sorunlardan biri; çiftçinin ailesini köyde tutamıyor oluşu. Taşımalı eğitim nedeniyle daha ilkokul çağındaki çocukların kilometrelerce yol gitmek zorunda kalması, annelerin her gün endişeyle çocuk yolu gözlemesi, babaların ise bir yandan üretmeye çalışırken diğer yandan ailesini şehir merkezine taşımayı düşünmesi… Tüm bunlar zincirleme bir çözülmeye sebep oluyor.
Köy boşalınca yalnızca evler boşalmıyor; toprak üreticisini, ahır hayvanını, çocuk ise aidiyetini kaybediyor.
Oysa tarım ve hayvancılık çocuk yaşta doğru şekilde öğretilse, sevdirilse ve eğitim sistemiyle desteklense tablo çok farklı olabilir.
Belki de yeniden yapılması gereken şey, Köy Enstitüleri benzeri, çağın şartlarına uygun yeni bir eğitim modelini yeniden oluşturup hayata geçirmektir.
Ancak bu model geçmişin birebir tekrarı değil; günümüzün ihtiyaçlarına cevap veren modern bir sistem olmalıdır. Tarım teknolojilerinin, hayvancılık eğitimlerinin, üretim becerilerinin ve akademik eğitimin birlikte verildiği bölgesel kırsal eğitim kampüsleri oluşturulabilir.
Çocuklar yalnızca sınavlara hazırlanan bireyler değil; üreten, toprağı tanıyan, teknolojiyi kullanabilen ve yaşadığı bölgeye değer katabilen bireyler olarak yetişebilmeli.
Böyle bir model sayesinde:
•  Köyden kente göç azalabilir,
•  Tarım ve hayvancılık yeniden saygınlık kazanabilir,

•  Aile bütünlüğü korunabilir,

•  Çocuklar uzun yol ve taşımalı eğitim sorunundan kurtulabilir,

• Üretim yapan genç nesiller yetişebilir.

Kalkınma yalnızca şehirleri büyütmekle değil, köyü yaşatabilmekle mümkündür. Toprağını terk etmeyen, üretimden kopmayan ve eğitimle güçlenen bir nesil; geleceğin en büyük yatırımı olacaktır.
İşte o zaman kalkınma küçük ama güçlü adımlarla, adeta bir kelebek etkisi gibi büyür. Köy hayatı yeniden cazip hale gelir. Çocuklar eğitimli olur, annelerin kalbi daha rahat atar, babalar ise toprağında daha güçlü ve verimli üretim yapabilir.


''Çünkü tarım sadece ekonomik bir sektör değildir; bir ülkenin geleceği, gıda güvenliği ve sosyal huzurunun temelidir.''

İpek Naz SELÇUK