Toplum olarak geçmiş ile bugünü kıyaslamayı çok seviyoruz. Özellikle konu kadınlar olduğunda sık sık şu cümleyi duyuyoruz: “Eskinin kadınları daha çok yoruluyordu…”
Ardından uzun uzun anlatılıyor; Çamaşırların elde yıkandığı günler… Sobayla ısınan evler… Saatler süren temizlikler… Yokluk içinde büyütülen çocuklar…
Evet, kabul etmek gerekir ki 70’li ve 80’li yılların kadınları çok büyük emeklerle hayat kurdu. Zor şartlarda ailelerini ayakta tuttular. Sabrettiler, ürettiler, fedakârlık yaptılar. Bugün hâlâ birçok evin temelinde onların alın teri vardır.
Ama bazen geçmişi överken bugünün kadınını anlamayı unutuyoruz. Çünkü hayat değişti… Şartlar değişti… Kadının yükü şekil değiştirdi.
Bugün bir kadının elinin altında onlarca teknolojik imkân olabilir. Bir düğmeye basınca çamaşır yıkanıyor, bulaşık temizleniyor, ev süpürülüyor. Ama mesele artık sadece fiziksel yorgunluk değil.
Modern çağın kadını, zihinsel olarak da hiç dinlenmeden yaşamaya çalışıyor.
Özellikle çalışan annelerin omuzlarında görünmeyen çok ağır bir yük var. Sabahın erken saatinde başlayan telaş, gece herkes uyuduktan sonra bile bitmiyor. İş yerindeki sorumluluklar, ekonomik kaygılar, gelecek endişesi, çocukların eğitimi, evin ihtiyaçları, bitmeyen planlar…
Kadın artık sadece ev işi yapmıyor; aynı anda bir hayatı yönetmeye çalışıyor.
Üstelik modern dünya kadınlardan sadece güçlü olmalarını değil, kusursuz olmalarını da bekliyor. İyi bir anne olacak… Başarılı bir çalışan olacak… Bakımlı olacak… Güler yüzlü olacak… Sabırlı olacak…
Kimseyi kırmayacak… Ama kendi yorgunluğunu da kimseye göstermeyecek…
İşte asıl yorgunluk burada başlıyor.
Çünkü insan bazen beden gücüyle değil, sürekli düşünmekten yoruluyor. “Yetişebildim mi?” “Eksik kaldım mı?” “Çocuğuma yeterince vakit ayırabildim mi?” “Evle ilgilenebildim mi?” “Kimseyi ihmal ettim mi?”
Bir kadının zihni çoğu zaman hiç susmuyor.
Belki de bu yüzden günümüz kadınları dışarıdan daha sert, daha mesafeli görünüyor.
Oysa çoğu zaman o sert duruşun altında çok yorgun bir kalp var. Kimseye yük olmadan ayakta kalmaya çalışan, kırıldığını belli etmeden devam eden bir kadın…
Ve zamanla kadın değişiyor.
Belli bir yaştan sonra herkesi memnun edemeyeceğini anlıyor. Her şeye yetişmenin mümkün olmadığını kabul ediyor. Kendisini tüketerek kurduğu düzenin, küçük bir teşekkürü bile almadığını fark ediyor.
İşte o noktadan sonra kadın sadeleşmeye başlıyor. Kalbine iyi gelen insanları büyütüyor, yoranı sessizce geride bırakıyor. Eskisi gibi her tartışmaya girmiyor, her kırgınlığı büyütmüyor. Çünkü huzurun, haklı çıkmaktan daha kıymetli olduğunu öğreniyor.
Belki geçmişin kadınları daha çok yoruluyordu… Ama bugünün kadınları daha çok tükeniyor.
Ve artık birçok kadın şunu fark ediyor: Güçlü olmak, her şeyi taşımak değil… Bazen sadece kendini kaybetmeden ayakta kalabilmek.
Çünkü kadın, en güçlü halini zamanla sakinliğinde taşımayı öğreniyor.

İpek Naz Selçuk