
İnsan, hayatının en küçük yaşlarında karşılaştığı bir öğretmenin izini ömür boyu taşır. Kimi zaman bir cümle, kimi zaman bir tebessüm, kimi zaman da “Seni görüyorum, yanındayım.” diyen bir ses, bir çocuğun kaderini değiştirir.
Mücadele dolu eğitim hayatı boyunca bir el beklersin elini tutacak, bir ses beklersin seni duyacak. O eli, o sesi bulamadan geçen yıllar insanın en karanlık yanlarını öğretir. Sonra bir gün, seni gören, seni duyan bir öğretmenle karşılaşırsın. Hayat değişiverir. Işık doğar. Ve insan kendi kendine bir söz verir:
“Ben de öğretmen olacağım. Bana ışık olan öğretmenim gibi başka çocuklara ışık olacağım.”
Çünkü o mücadelede kaybolan arkadaşlarını da görmüştür. Hayat daha küçük yaşlarda öğretmiştir aslında; ya ayakta kalırsın ya da kaybolursun.
Ancak ne acıdır ki, adaleti, doğruluğu ve vicdanı öğretme hayaliyle öğretmenliği seçen gençlerimiz, daha mesleklerinin ilk basamağında adaletsizlikle yüzleşmektedir.
Binlerce atama bekleyen öğretmen varken, birçok branşta boş kadrolar bulunmasına rağmen neden kalıcı çözümler yerine ücretli öğretmenlik uygulamasına başvurulmaktadır? Geleceğimizi emanet ettiğimiz eğitim sistemi, neden emek veren gençleri güvencesiz çalışma biçimlerine mahkûm etmektedir?
Yıllarını ders çalışarak geçiren, yüksek puanlar alarak hakkıyla başarı gösteren öğretmen adayları, neden mülakat adı altında yapılan tartışmalı değerlendirmelerle emeklerinin karşılığını alamamaktadır? Bir insanın kazanılmış hakkı, neden birkaç dakikalık görüşmelerin insafına bırakılmaktadır?
Daha da acısı, çocuklara adaleti, liyakati ve hakkaniyeti anlatacak olan öğretmenler, neden daha göreve başlamadan torpilin, kayırmacılığın ve eşitsizliğin konuşulduğu bir sistemle karşı karşıya kalmaktadır?
Kaç gündür haklarını, emeklerini ve mesleklerinin itibarını korumak için grev yapan öğretmenlerimizin sesi yalnızca maaş ya da özlük hakları talebi değildir. Bu ses; liyakatin, adaletin, güvenceli istihdamın ve nitelikli eğitimin sesidir.
Çünkü öğretmen, sadece sınıfta ders anlatan kişi değildir. Bir milletin vicdanını inşa eden, çocuklara hayal kurmayı öğreten, umudu diri tutan insandır.
Öğretmenin değersizleştirildiği, emeğinin karşılığını bulamadığı bir toplum, geleceğini de zayıflatmış olur.
Öğretmenlerin taleplerine kulak vermek, sadece bir meslek grubunun yanında durmak değildir. Geleceğin doktorlarına, mühendislerine, sanatçılarına, işçilerine ve devlet adamlarına rehberlik eden insanların onurlu mücadelesine sahip çıkmaktır.
Bir ülkenin gerçek kalkınması, betonla değil; yetişmiş insanla mümkündür.
“Bir toplumun geleceği, öğretmenine verdiği değer kadardır.”
İpek Naz SELÇUK