LGS, öğrenciler için yalnızca bir sınav değildir. Belki de hayatlarının ilk kırılma noktası, gerçek hayatla ilk ciddi yüzleşmeleridir. Aylarca, hatta yıllarca kurulan hayallerin birkaç saatlik bir sınava sığdırıldığı bir gün...
Bu sınava çeşitli sebeplerle giremeyen öğrencilerin kaybolan hayallerini düşünelim. Bir çocuğun emeklerinin, umutlarının ve hedeflerinin tek bir güne bağlı olması ne kadar adildir? Daha 14 yaşındaki çocuklarımız, yetişkinlerin bile taşımakta zorlandığı bir baskının altında ezilmektedir.
Mevcut eğitim sistemimizde başarı çoğu zaman tek bir sınav sonucuyla ölçülüyor. Adeta hayat, bir puan cetveliyle sınıflandırılıyor. Oysa her çocuğun yeteneği, hayali ve potansiyeli farklıdır. Bir sınavın sonucu, bir insanın değerini belirleyebilir mi?
Üstelik yüzlerce öğrencinin tam puan aldığı bir sistemde, kontenjan yetersizlikleri nedeniyle her başarılı öğrenci istediği okula yerleşemiyor. Başarının karşılığının her zaman adil şekilde verilemediği bir ortamda, çocuklara sadece “çalışırsan kazanırsın” demek ne kadar gerçekçi?
Bir zamanlar aileler çocuklarına gönül rahatlığıyla “Fen lisesini kazanmalısın” derdi. Çünkü o yolun sonunda güçlü bir gelecek olduğuna inanılırdı. Fen lisesinden mezun olanların önemli bir kısmı doktor, mühendis, avukat veya akademisyen olur; emeklerinin karşılığını alabileceklerine dair güçlü bir umut taşırdı.
Peki ya şimdi aynı cümleyi aynı inançla kurabiliyor muyuz?
Ülkenin en başarılı öğrencileri doktor olduklarında daha iyi çalışma koşulları için başka ülkelere gitmeyi düşünüyor. Hukuk fakültesini bitiren gençler ise mesleklerini yapabilmek için uzun mücadeleler vermek zorunda kalıyor, kimi zaman düşük ücretlerle çalışmayı kabul etmek zorunda bırakılıyor. Gençler, gelecek kaygısını daha lise sıralarına oturmadan yaşamaya başlıyor.
Asıl sormamız gereken soru şu: Çocuklarımızı bir sınava mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?
Eğer bir eğitim sistemi çocukların omuzlarına bu kadar büyük yükler yüklüyorsa, onların sadece başarılarını değil, umutlarını da korumak zorundadır. Çünkü 14 yaşındaki bir çocuğun taşıdığı şey yalnızca okul çantası değildir; ailesinin beklentileri, toplumun baskısı ve geleceğe dair belirsizliklerdir.
LGS sonuçları ne olursa olsun, çocuklarımıza vermemiz gereken en önemli mesaj şudur: Bir sınav hayatın tamamı değildir. İnsanların değeri aldıkları puanlarla değil, karakterleriyle, emekleriyle ve hayata kattıkları değerlerle ölçülür.
Bugün sınava giren tüm çocuklarımızın yolu açık olsun. Çünkü onların ihtiyacı olan şey yalnızca yüksek puanlar değil; adalet, umut ve geleceğe güvenle bakabilecekleri bir ülkedir.

İpek Naz Selçuk