“Ben de o yollardan geçtim.”
Ne kadar da tanıdık bir cümle…
Birinin yaşadığı bir şeyi anlatmaya başlamasıyla, daha hikâyesini tamamlamadan gelir bazen bu cümle. Arkasından bir yorum, bir yargı, bir tavsiye…
İnsan, çoğu zaman karşısındakini gerçekten anlamaya çalışmak yerine, onu kendi yaşadıkları üzerinden değerlendirmeye meyillidir.
“Ben de yaşadım.”
“Ben de aynı şeyleri geçirdim.”
“Ben olsam böyle yapmazdım.”
Peki gerçekten aynı mıydı?
Belki aynı yoldan geçtik ama o yolda aynı ayakkabılarla mı yürüdük?
Biri spor ayakkabılarıyla yürüdü, biri terlikle… Biri çıplak ayakla bastı taşlara. Birinin yolu düzdü, diğerinin yolu dikenlerle doluydu. Biri yorulduğunda dinlenebileceği bir gölge buldu. Diğeri yol boyunca hiç durmadan yürümek zorunda kaldı.
Şimdi karşındakine de bakıp,
“Ben de aynı yolu yürüdüm, sen neden bu kadar yoruldun?”
demek ne kadar adil? Hayatın en büyük yanılgılarından biri belki de burada başlıyor. Kendi deneyimlerimizi, başkasının hayatına ölçü olarak koyuyoruz.
Oysa bir insanın yaşadığı olay kadar, o olayı yaşarken sahip olduğu imkânlar, korkular, yalnızlıklar, geçmişi, yaraları ve dayanma gücü de önemlidir.
-Aynı kaybı yaşayan iki insan, aynı acıyı yaşamaz.
-Aynı ayrılığı yaşayan iki insan, aynı boşluğu hissetmez.
-Aynı ihanete uğrayan iki insan, aynı yerinden kırılmaz.
Çünkü insanın geçmişi, bugünkü acısının içine karışır. Bir söz, birine sıradan gelirken diğerinin yıllardır taşıdığı bir yaraya dokunabilir. Bir davranış, birine önemsiz gelirken diğerinin bütün güven duygusunu sarsabilir.
Bu yüzden birinin derdini dinlerken gerçekten kendimizi onun yerine koyabiliyor muyuz? Belki de koyamıyoruz.
Çünkü onun yerine geçemeyiz.
-Onun çocukluğunu yaşayamayız.
-Onun korkularını taşıyamayız.
-Onun geceleri kimseye anlatmadan ağladığı anları bilemeyiz.
-O yolda onun gördüğü taşları, dikenleri, karanlığı göremeyiz.
Empati, “Ben de yaşadım.” demek değildir.
Belki empati,
“Ben senin yaşadığını tam olarak bilemem ama seni anlamaya çalışıyorum.” diyebilmektir.
Bazen insana akıl vermek değil, yanında sessizce oturmak gerekir. Bazen çözüm sunmak değil, sadece dinlemek…
Herkesin yarası kendine özgüdür. Belki de karşımızdaki insanı gerçekten anlamanın ilk şartı, kendi hikâyemizi bir süreliğine susturabilmektir.
“Ben olsam…”
“Ben de yaşadım…”
“Bunda büyütecek ne var?”
demeden önce bir durup düşünmek…
Belki onun ayakkabıları yoktu. Belki o yolu çıplak ayakla yürüdü. Aynı yoldan geçmiş olabiliriz ama herkesin ayağı aynı yerden acımaz.
Bazen bir insanı anlamak, onun yaşadıklarını bilmekten çok, bilmediğimiz şeylerin varlığını kabul etmekle başlar.


İpek Naz SELÇUK